01 Ocak 2018

Bipolar Bozukluk Nedir? Belirtileri ilaçları ve tedavisi ile hastalığı tanıyalım

Hayat şartlarının gelişen toplum içinde değişmesiyle birçok hastalık ortaya çıkmaya başladı. Bipolar bozukluk adı verilen psikolojik temelli hastalığı, modern zaman hastalıklarıyla aynı kefeye koymak, yapılan yanlışların başında geliyor. Bunun en önemli sebebi ise bu hastalığın ekonomik, kültürel ve sosyal etkenlere bağlı olarak daha yaygın ve bilinir hale gelmesi. Peki, varlığı insanlık tarihiyle başlayan bipolar bozukluk nedir? 


Bipolar bozukluk belirtileri


Bipolar bozukluk belirtileri


Bipolar bozukluk her şeyden önce psikolojik bir hastalıktır. Bunun yanında kişinin anne –babasından birinde bu hastalık varsa, kişinin doğuştan bipolar bozukluğa sahip olma olasılığı %18’dir. Her ikisinde de bu hastalık varsa bu oran %60 gibi kritik bir seviyeye ulaşmaktadır. Kişinin gün ve zaman içinde yaşadığı ani duygu – durum değişiklikleri, hastalığın başlıca göstergesidir. Öyle ki, kişi kendisini çok yüksek ve güçlü bir noktada konumlandırdığı bir anda, aniden kendisinin değersiz olduğu hissine kapılabilir ve hatta intihar etme eğiliminde dahi olabilir. İnsan hayatını ve toplumu olumsuz yönde etkileyen bu hastalık, bilimsel açıdan dört evreye ayrılır. Mani, hipomani, depresyon ve karma dönem olarak ayrılan bu hastalığın, tamamen geçmesini sağlayan bir tedavisi maalesef yoktur. Yapılan tüm tedavi uygulamaları, kişinin yaşamını normal seyrinde sürdürmesini amaçlamaktadır. Bu bağlamda tedavi süreci, kalıcı ve kontrollü olarak devam eder.

Bipolar Bozukluk Evreleri:


MANİ: Bu dönemde kişi kendisini aşırı keyifli, enerjik ve hiperaktif hisseder. Öyle ki, çok az uyumalarına rağmen uykusuzluk ve yorgunluk çekmezler. Gün içinde hızlı duygu değişimi yaşayan bu kişiler, enerjik yapılarına bağlı olarak çok ani sinirlenebilir ve kontrolsüz öfke nöbetleri geçirebilir. Beyin fonksiyonları çok farklı ve hızlı çalışır. Hareket ve konuşma hızları ileri derecede artış gösteren bu kişilerin analitik düşünme yeteneklerinde ve yaratıcılıklarında gözle görülür bir artış söz konusudur. Bill Gates ve Leonardo Da Vinci, bipolar bozuklukları olduğu bilinen ünlü ve başarılı kişiler arasındadır.

HİPOMANİ: Mani durumun bir alt evresi olarak tanımlanabilir. Bu evrede kişi öfke ve huzursuzluk yaşamaz. Bu evrede kişi üretkenlik ve mutluluğun zirvesindedir. Hastalığı çevrece gözlemlenebilir fakat bu durum kişinin ve yakınlarının hayatını zorlaştırmaz. Buna bağlı olarak ilaçların kesilmesi durumunda, manik ataklar gözlemlenebilir.

 DEPRESYON: Günümüzde şarkılara dahi konu olan, toplumdaki herkesin bilgi sahibi olduğu ya da olduğunu zannettiği evredir. Bu evrede atak geçirilmez çünkü süreç günün ve yaşantının tamamında etkilidir. Başlıca belirtileri hüzün, keder, mutsuzluk, keyif aldığı durumlara ilgisizleşme, iştah kaybı ya da artışı, kendini değersiz hissetme ve hatta intihar eylemine meyilli olma olarak sıralanabilir. Ağır depresyon durumunda kişi halüsinasyon görebilmekte ve kendi kendine konuşma durumu oluşabilmektedir.

KARMA DÖNEM: Kişinin gün içinde sık sık manik halden depresif hale geçmesi durumudur. Bu durum kişinin kendi içi dünyasına, ilaç tedavisi sürecine ve dış etmenlere bağlı olabilir.

Bipolar bozukluk tedavisi ilaçları


Bipolar bozukluğu tamamen geçirmek söz konusu değilse bile tedavi ile kontrol altına alınabilir. Tedavi süreci ilaç tedavisi ve hastane tedavisi olarak ikiye ayrılır. İlaç tedavisinde depresif bozukluklar için anti depresif ilaçlar, manik bozukluklar için ise antipsikotik ilaçlar kullanılır. Eğer hastalık ileri seviyede ise duygudurum dengeleyici adı verilen ilaçlar kullanılmaktadır. Eczaneler birçok ilacın alımına imkân sağlasa da duygudurum dengeleyicilerin doktor kontrolünde alınması zorunludur. İlaç tedavisinin yanında uygulanan terapi ve telkin seansları, kişinin yaşamına sorunsuz devam etmesinde önemli rol oynamaktadır. Eğer bu iki aşama da etkili olmazsa elektroşok tedavisine geçilir. Bu süreçte kişinin hastaneye yatışı sağlanır. Uygulanan tedavide kişinin beyin hücreleri şok dalgalarıyla uyarılarak fonksiyonların süreli olarak normale dönmesi amaçlanır. Bipolar bozukluk herkesin olması muhtemel bir hastalıktır. Bunun yanında bu kişilere yönelik yaklaşımlar, kişilerin tedavilerinde, yaşamında ve topluma kazandırılmalarında önemli rol oynamaktadır.

Bipolar Bozukluk Testi

Her ne kadar tıbbi durumların internet üzerinden adlandırılmasına karşı olsak da ilgili linkte bipolar bozukluk hakkında şüphe duyduğunuz durumlar için basit bir test bulunmakta.

Etiketler: , ,

31 Aralık 2017

Yaygın anksiyete bozuklu nedir, tedavi yöntemleri nelerdir?

Yaygın anksiyete bozukluğu ve kaygı bozukluğu kişinin işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen korku, kaygı veya anksiyete bozukluklarına verilen genel kapsamlı bir addır. Ayrıca bu tür bozuklukların toplumun %18 ini etkilediğine inanılmaktadır.
Anksiyete bozukluğu aslında herkesin zaman zaman hissettiği normal yaygın bir duygudur. Anksiyete ancak kişinin günlük hayatında ki işlevselliğini olumsuz yönde etkilemeye başladığı zaman bir sorun olarak kabul edilir.


Anksiyetenin tanısı için kullanılabilecek ölçütler; 

* Kişinin anksiyeteden dolayı meslek ve aile yaşamında zorluklarla karşılaşması.
* Arkadaş, komşu, tanıdık ve aile bireyleri ile olan ilişkilerinde sorunlara yol açması .
* Günün büyük bir bölümünde kişinin aklını meşgul etmesi .
* Kişinin korku ve kaygılarını kontrol altında bulundurmakta zorluk çekmesi.
*  Bu durumun en az 6 ay devam etmekte olması

Anksiyete çeşitleri :

Anksiyete birden fazla biçimde ortaya çıkabilmektedir.Bunlardan bazıları şunlardır;

*Panik bozukluğu ve Agorafobi  (Yalnızlık korkusu)
*Yaygın Anksiyete Bozukluğu
*Özgül ve Sosyal fobiler
*Obsesif kompulsif bozukluk
*Post-travmatik  (travma sonrası) stres bozukluğu
*Agorafobi olmadan panik bozukluğu
*Agorafobi ile birlikte panik bozukluğu
*Genel tıbbi bir duruma bağlı anksiyete bozukluğu
*Madde kullanımının yol açtığı anksiyete bozukluğu
*Başka türlü adlandırılamayan anksiyete bozukluğu

Anksiyete tedavisi nasıldır?

Anksiyete bozuklukları ilaç tedavisi veya psikoterapi ile tedavi edilirler. Kullanılan ilaçlar arasında sertralin, sitalopram,fluoksetin,paroksetin ve fluvoksamin gibi selektif serotonin geri alım inhibitörleri veya alprazolam, clonazepam ve diazepam gibi anksiyolitik ilaçlar vardır. Anksiyete için en yaygın kullanılan psikoterapi yöntemi kognitif ve davranış terapisidir.

Etiketler: ,

30 Aralık 2017

Otizm nedir? Belirtileri tedavi yöntemleri ile otizm hastalığını madde madde tanıyalım

Otizm Nedir?

Otizm çocuğun dünyayı anlaması ve algılasımını etkileyen, hayatları boyunca mücadele etmeleri gereken bir hastalıktır. Hastalık psikolojik değil nörolojiktir. Yani hastalığın kaynağı  beynin çalışması ile alakalı işlev bozukluklarıdır. Uzmanlara göre otizmin sebebi beynin ve merkez, sinir sistemin yapısındaki bozuklukluklar yada organik yapıdaki farklılıktır.

Otizm Nedir?

Otizm tam olarak tanısı olmayan, neyin sebep olduğu bilinmeyen bir rahatsızlıktır. Kimi uzmanlara göre genetik de olabilir. Aslında bu tür rahatsızlığı olan bireyleri ailenin kabullenmesi daha zordur. Ne fiziksel ne de tam olarak zihinsel bir rahatsızlığı vardır. Dıştan bakıldığında normal bir görüntü çizerler. Bu kadar normal görünürken aileler farklılığı kabul edemez. Hatta otizmli bireylerin çoğunlukla güzel oldukları söylenir. Tabi bunun otizmle bir alakası var mı bilemiyorum. Ama zaten her çocuk güzel ve özel değil midir?

Peki literatürdeki tanımı nedir?

Otizm yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkar. Yaşam boyu devam eden ve sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluktur.

Bir çocuğa otistik bozukluk teşhisi konulması için bazı kriterleri karşılaması gerekir.

  1. Sosyal etkileşimde bozukluk
  2. İletişim bozukluğu
  3. Hayali veya sembolik oyun oynama vs.
  4. Sosyal etkileşimde bozukluklar : Çocuk göz teması , yüz ifadesi, duruş ve mimikler gibi sözlü olmayan bir çok davranış sergiler. 
  5. Yaşıtlarıyla ilişkisinin eksikliği, başarılarını, ilgi alanlarını, haz aldığı şeyleri diğerleriyle paylaşma konusunda isteksizlik
  6. Sosyal ve duygusal etkileşime katılım sağlayamamak veya cevap verememek gibi davranışlar sergilerler. Etraflarında kimse yokmuş gibi davranıp adeta sizi yok sayarlar.
  7. İletişim bozukluğu: Dil gelişiminin gecikmesi veya hiç ilerleme olmaması ve çocuğunda buna gereksinim duymaması
  8. Konuşabilen çocuklarla konuşma başlatma ve konuşmayı sürdürme konusunda yetersizlik
  9. Tekrarlayan kalıplaşmış veya çok öznel bir dil kullanımı görülür.
  10. Hayali veya sembolik oyun oynama: Bir işlevi veya amacı olmayan rutinleri veya tekrarlanan hareketleri ısrarla yinelerler. Nesnelerin bütünü ile değil de parçaları ile meşgul olurlar.
  11. Sınırlanmış ya da kalıplaşmış anormal ilgi alanları vardır(bazı şeyleri çevirmek, aşırı odaklanma, çeşitli takıntılar).

Otizm sebepleri > Neden Otizm?


Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte birçok etki altında meydana gelir. Otizmli bireylerde beyin hücreleri farklı çalışır. Hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal ileticilerde eksiklik veya fazlalık olduğu düşünülmektedir. Hastalığın genetik faktörlerinde önemli bir yeri vardır. Otizmli bir çocuğun kardeşinde de otizm görülme olasılığı yüksektir. Bu hastalığa bir gen değil bir çok gen sebep olmaktadır.
   
Otizm erkeklerde 4 kat daha fazla görülmesine rağmen kadınlarda daha ağır seyreder. Genellikle zeka geriliği görülse de bir kısmı da üstün zekalı olabilir.

Zeka düzeyi ve eşlik eden diğer hastalıklar otizmin ağırlık derecesini etkiler. Otizmin yanında en sık rastlanan hastalıklar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,  duygu durum bozuklukları ve epilepsidir.

    Otizmin belirtileri nelerdir ile devam edeceğiz. Otizmin farkında kalın 


Tuvalet eğitimine ne zaman nasıl başlarım?

ÇOCUKLARDA TUVALET EĞİTİMİ

    Önce siz hazır mısınız? Aynı zamanda çocuk ve çevrede hazır olmalı. Bu dönem zor ve sabır gerektiren bir süreçtir. Çocuk ilk temel eğitimi almaktadır. Bedenini ve zihnini aynı anda kontrol etmelidir. 


    Çocuğa tuvalet eğitimi ne zaman verilmelidir?

Çocuk 2 yaşında bir ay alınca gibi bir zaman vermek tabi ki saçma. Davranışta, öğrenme de bireysel farklılıklar vardır. Öncelikle çocuğun tuvalet eğitimi alabilmesi için zihinsel ve bedensel olgunluğa erişmiş olmalı. Tuvaletini tutabilmesi için kas kontrolünü sağlayabilmeli ve farkında olmalıdır. Eğer çocuk bu olgunluğa erişmeden önce ya da çok sonra yapılmaya çalışılırsa çocuğu bunalıma iteriz, psikolojisi bile bozulabilir. Bu olgunluğa erişmesi de genel olarak 1,5-2,5 yaş arasını kapsar. Çocuğunuz iki saat kuru kalabiliyor, altı kirlendiğinde rahatsız oluyor ve öncesinde de bunun sözel ve bedensel işaretlerini( yüz, mimik, duruş) verebiliyor, ara ara öğlen uykularından kuru kalkmaya başladıysa tuvalet eğitimi için hazırdır.

    Tamam çocuktaki gerekli zihinsel ve bedensel alt yapı sağlandı. Ama yeterli mi? Cevabı az çok tahmin ettiniz. Tabi ki değil. Annenin ve çevreninde buna hazır olması gerekir. Tuvalet eğitimi kulağa kolay gibi gelse de aslında zor bir süreçtir. ‘’Amaaan hocam sizde! Alırsın bezi salarsın çocuğu, bir iki evin kör noktalarına yapsa da zamanla haber verir ‘’değil.

    Analara düşen görev ve sorumluluklarımız?

Anne bu eğitime başlamadan önce kesin kararlı olmalıdır. Çocuk tuvaletini haber vermiyor, altını ıslatıyor diye tekrar bez bağlanmamalı. Eeeğğk kaka mı yaptın? Çişine pis, kötü gibi ifadeler kullanmanız çocuğu korkuya düşürür. ( Bir yakınımdan duymuştum çocuk her tuvaletini yaptığında çığlık çığlığa ağlıyormuş korkudan. Kimse çocuğunu o duruma düşürmek istemez sanırım.)Çok titiz annelerde sorun daha da artmakta. Etrafa tuvaletini yapan çocuğu gören anne kısa çaplı sinir krizi geçirebilir. Anne öfkesine hakim olmalı, çocuğu azarlamamalı aksi takdirde çocukta gelecekteki yaşantısını etkileyecek kalıcı uyum ve davranış bozuklukları oluşabilir.


    Peki bu eğitim süreci nasıl olacak?



  1.     O yaşlarda oyun döneminde olan çocuğa en iyi eğitimde bu yöntemle verilir. Klozet üzerine oturtulan merdivenli bir çocuk klozeti alın. Onun birkaç gün onunla evde oynamasına izin verin. 
  2.     Onunla konuşun. Ona büyüdüğünü, bezini çıkaracağınızı, abisi ablası gibi tuvaleti kullanacağını anlatın. Diğer aile bireyleri de destek olmalı. 
  3.     Gece gündüz bezi tek aşama da çıkarın. Geceleri asla bezlemeyin. Gece bezlemek çocuğa gece altını ıslatabilirsin mesajı verir. Bu yaklaşımla gündüz de tuvalet alışkanlığı kazanması zorlaşır.
  4.     Onunla birlikte tuvalete gidin yanında bekleyin. Süreci tekrar anlatın. 1,5-2 saatte bir onu tuvalete götürün. Özellikle beslenmeden sonra. Onu ödüllendirin doğru davranışı yaptığında.
  5.     Gündüz tuvalette beş dk.  dan fazla durmayın, yapmadıysa ‘’ daha gelmemiş demek ki!’’ diyerek tuvaletten çıkın. Gece yattıktan bir saat sonra muhakkak kaldırın. Uykusu bölünmez tekrar uykuya dalacaktır. 
  6.     Kendini rahat hissettiğinde sizi bırakacak, tuvalete tek gidecektir.
  7.     Unutmayın sabır ve zamana ihtiyacınız var. 6-8 ay civarında kalıcı olarak davranışı gerçekleştirecektir. 
  8.     Beş yaşına kadar bu alışkanlığı kazanamamışsa muhakkak klinik destek alınmalı.

Etiketler: , , ,

Sütüm yetmiyor nasıl çoğaltabilirim


Doğum sonrası yaşanan en büyük problemlerden birisidir anne sütünün az gelmesi. Genelde sütüm az geliyor diyen her bayana maalesef ki ülkemiz doktorları annelere sütü artırmanın yollarını anlatmaktan ziyade hemen mamayı dayamakta ve mamaya alışan çocuk ise bir daha memeye yaklaşmaktan kaçınmaktadır. 


Neden Anne Sütü?


anne-sutu-artirmanin-yollari
Mama firmaları her ne kadar ürettikleri mamaların anne sütüne yakın değerde olduklarını belirtseler de aslında bunun sadece bir pazarlama taktiği olduğu apaçık ortada. Öncelikle bilinmesi gereken şudur ki; anne sütü içeriği hala henüz tam olarak bilinmemekle birlikte bebeğin ihtiyacı olan her türlü vitaminler, mineraller, sindirim enzimleri , hormonlar ve bebeğinizin hastalıklara karşı bağışıklık sistemini koruyan antikorlar içermektedir. Onun yanı sıra emzirme işlemi bebek ile anne arasındaki bağı güçlendirmekte, bebeğin fizyolojik gelişiminin yanı sıra duygusal gelişiminde büyük bir faktör olarak yer almaktadır.
Bu konuda kendi kızımızdan örnek vermek gerekirse; doğumdan bir hafta sonra gittiğimiz kontrolde “bebeğin kilo almadığı ve anne sütünün yeteriz geldiğini” belirten doktor hanım bize hemen mamaya yönlendirmiş, bebek açısından emme refleksinin gerekmediği mama kullanımı hem daha kolay hem de mamanın içeriği açısından sindirimi daha zor olduğu için uzun süreli tokluk hissi yaratmış ve maalesef ki Asya hanım bir daha anne sütü kullanmamıştır. (Şu an 14 aylık; ek gıda ve sadece geceleri yine mama!)
Anne açısından ise mama takviyesi yapılan bebeklerde; mama kullanımından sonra anne bedeni “oluşan sütün yeterli olduğu kanısına vararak zamanla süt üretimini azaltmış ve kısa bir süre sonra ise tamamen bitmiştir.

Sütüm az ne yapmalıyım?


anne-sutunu-artirmanin-yollari
Yeni doğum yapan annelerin neredeyse büyük bir bölümünün sorduğu bir soru bu. “Sütüm az geliyor ne yapmalıyım?
Aslında insan vücudu doğum sonrası yeterli ve dengeli beslenildiği takdirde (hastalık vb durumlar hariç) yeni doğan‘ı besleyecek kadar süt üretmektedir. Fakat gerek beslenme düzensizlikleri, gerek annenin fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıkları oluşan süt miktarını etkilemekte ve bazı durumlarda süt yetmemekte veya çok az gelmektedir.  Bu durumlarla doktorlara başvuran anne adaylarına nacizane tavsiyemiz öncelikle bu problemin temelinin araştırılması ve mama vb takviyelerden önce eğer tedavi ile mümkünse tedavi olunmasıdır.
Tedavinin cevap vermediği durumlarda anne sütünü artıran besinler ile takviye yapılmalı ve en son çare olarak mama kullanımı görülmelidir.

Anne sütünü artırmanın yolları


ne sütünün oluşumunu etkileyen en büyük etmen yeterli ve dengeli beslenme. Her ne kadar doğum yapan her kadına sen artık iki canlısın iki kişilik ye gibi telkinler gelse de bu durum ilerleyen zamanlarda maalesef ki kilo artışı ve dengesiz beslenme gibi sorunlara yol açmaktadır.
Bu yazımızda 10 madde ile anne sütünü artırmanın yollarını işleyeceğiz.
  1. Gebelikten hemen sonra ortaya çıkan rahatsızlıkların başında otoimmun tiroid hastalığı gelir.  (Otoimmun tiroid ile ilgili gerekli bilgiyi http://dilref.jimdo.com/2015/12/08/otoimm%C3%BCn-tiroidit/ adresinden edinebilirsiniz. ) Bu durum anne sütünü etkilemekle birlikte çözümü içi detaylı bir iç hastalıkları analizi, tiroid kan ve şeker değerlerinin araştırılması ve metobolizmanın genel olarak değerlendirilmesi hem anne hem de bebek sağlığı için önemlidir.
  2. Her ne kadar şekerli yiyeceklerin anne sütü arttırdığı gibi bir kanı olsa da bu konuda yapılan çalışmalarda böyle bir sonuca varılmamış, aksine loğusa şerbetleri, hazır meyve suları, kompostolar, helvalar, tatlılar ve çikolatalar anne de hızlı bir kilo artışı sağlayacağından özellikle uzak durulması gereken besinler arasında yer almaktadır.
  3. Süt artıran besinler’in başında hayatın kaynağı olan su yer almaktadır. Sık sık içilen ( günlük 10-12 bardak) su anne sütünü arttırmaktadır.
  4. Su oranı yüksek olan gıdalar ile beslenmeye özen gösterin. Yemeklerin yanına yenecek bolca yeşil salata, ıspanak, pazı, karalahana, yeşil fasulye gibi sebze yemekleri öğünlerinizde daha çok tüketmeniz faydanıza olacaktır.
  5. Şekersiz bitki çayları başta olmak üzere organik ve katkısız taze meyve suları, ayran ve maden suyu kullanımına özen gösterin.
  6. Yağlı yiyeceklerden uzak durun. Yağ oranı yüksek yiyecekler anne bedeninde depolamaya ve kilo artışına zemin sağladığından yağ içeren besinlerden uzak durmanız çıkarınıza olacaktır.7
  7. Tuzlu yiyeceklerden kaçının. Tuz kullanımı her ne kadar vücudun su ihtiyacını arttırsa da tuzun vücuttan atılımı esnasında kemiklerde bulunan kalsiyumu emeceğinden çok fazla tuz tüketimi kemik erimesine sebep olmaktadır.
  8. Aşırı stresten kaçının. Annenin doğum sonrası gerek fizyolojik gerekse psikolojik değişimleri stres yaratsa da aşırı stresin süt üretimini azalttığı düşünülmektedir. Bu konuda bir sıkıntınız varsa eşiniz ve psikiyatri ile paylaşmanız faydanıza olacaktır.
  9. Çok fazla yorulmaktan kaçının. Yorgunluk vücudun metabolizmasını etkileyerek anne sütünü azaltan sebepler arasında gösterilmektedir.
  10. Spor yapın. Doğum sonrası spor yapmanız hem süt üretiminizi arttıracak, hemde bedeninizin kendisini toplamasına yardımcı olacaktır.
Anne sütü artırmanın yollarını kısaca maddelerle belirttik. Ayrıca gerek yapılan araştırmalardan gerekse toplumdaki genel kanıya göre bazı gıdalar anne sütünü arttırmaktadır. İşte onlardan bazıları.

Anne sütünü artıran besinler

Çemen Otu Tohumu, rezene ve dere otu‘nun anne sütü arttırdığı bilinirken siyah susam, kimyon, arpa, fesleğen, yeşil sebzeler, havuç,  patates, pancar, sarımsak ve yulaf’ın anne sütü arttırdığına yönelik genel bir kanı vardır.

Bu makale internetten derlenmiş olup doktor tavsiyesi değildir. Öncelikle doktorunuz başvurmanız ısrarla tavsiye edilir.

Etiketler:

Takıntı hastalığı diğer adıyla Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif Kompulsif Bozukluk ya da halk arasında çok yaygın bir söylem olan adı ile Takıntı hastalığı her ne kadar yetişkinlere özel bir hastalık olsa da yapılan araştırmalar %1-3 oranında çocuklarda benzer davranışlar sergilendiğini göstermektedir.
Aslında halk diliyle takıntı hastalığı insanda saplantılı düşünceler oluşması ve bunlardan kurtulabilmek için yaptığı hareketler olarak söylenebilir.
Genelde temizlik alanında takılıp kalan bireyler bazen de kontrol, düşünce, dinsel, cinsel alanlarda takıntı yapabiliyor.


Aslında baktığımız zaman çocuklarda sıklıkla kalıplaşmış hareketler görülmektedir. Bunlardan bazıları ;
  • Çizgilere basmadan yürümeye çalışmak,
  • Masanın her seferinde aynı tarafına oturmaya çalışmak,
  • Aynı elbiseyi sık sık giymek istemek,
  • Sürekli çevresinde bulunan nesneleri saymaya çalışmak,
gibi pek çok davranış türü çocuklar için normal kabul edilen ve onlar için bir oyun kabul edilen hareketlerdir.


Obsesif Kompulsif Çocuklarda Takıntı


Fakat bunların dışında kalan hatta bazen velilere sevimli bile geldiği bilinen bazı takıntılar ise hastalık olarak kabul edilir. Ve tedavisi uzmanlar tarafından öngörülmektedir.

 Obsesif Kompulsif Hastalığı Türleri:

Kolayca belirlenmesi ve ebeveynler tarafından saptanması için değişik davranış türlerine ayırarak ele aldığımız hastalık;
Temizlik – Bulaş takıntıları: Çocuklar sık sık mikrop kapacağını düşünüp ellerini ve bedenlerini giysilerini yıkama alışkanlığı gösterir. En ufak lekede kıyafetin değiştirilmesini istemek anneler için sevimli bir titizlik olarak adlandırılsa da aslında sıklığı takıntıya doğru gidebilecek bir rahatsızlıktır.
Kuşku veya kontrol takıntıları: Sürekli yapması gereken işlerde doğru yapmış olma kaygısı taşır. Unuttum mu yapmış mıyım serzenişleriyle defalarca kez matematik defterini çantasına koyup koymadığını kontrol eder.
Simetri Takıntısı: Belirli bir düzen takıntısı varsa masasında her şey hiç olmaması gerektiği kadar düzenliyse dikkate değer ipuçları yakalıyorsunuz demektir.
Cinsel Takıntılar: Cinsel olaylara veya cinsel uzuvlara olması gerekenden fazla ilgi duyma, merak etme vb durumlarda konunun üzerine eğilmesi gerekmektedir.

Ziyaretçilerimizden gelen talepler doğrultusunda Surup.net yazarı olarak aldığımız karar neticesinde bundan sonra sitemiz üzerinde Çocuk Psikolojisi üzerine araştırmalar paylaşılacak olup bunlar internet üzerinden derlenmektedir. Bizi Takip Edin!

Etiketler: , ,

Bırakın bunları yapsın

Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 Tehlikeli hareket




Bizim ülkemizde her ne kadar had safhaya ulaştıysa da genel olarak çocukları olan ebeveynlerin sorunu çocuklara karşı çok koruyucu olmak. Onları bu kadar fazla koruyarak aslında uzun vadede onlara zarar vermekte ve daha sonra karşılaşacağı sorunların çözümlerini daha da zorlaştırmaktayız. 
Tamircilik Okulu’nun kurucularından Gever Tulley’in hazırladığı 50 tehlikeli şey’den esinlenerek egitimpedia.com tarafından hazırlanmış bir liste ile karşı karşıyayız.
Buyrun listeye bir göz atın! Ve doğruluğuna siz karar verin!


1. DOLU Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
2. PARENDE.. Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
3. CIVI Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
4. MIZRAK Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
5. KURU BUZ Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
6. KARTON Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
7. YUKSEK Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
8. BUYUTEC Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
9. GOZ Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!
10. BUZLUKTA Çocuğunuzun yapmasına izin vereceğiniz 10 tehlikeli şey!

Etiketler:

Finlandiya'da eğitim sistemi nasıl?

Ülkemizde her ne kadar yap boz tahtasına çevrilmiş bir duruma dönse de eğitim sistemleri ülkelerin kaderlerini belirleyen en önemli kriterdir. Bir ülkenin eğitim sistemi o ülkenin geleceği yapılandırmakta ve ülke olarak kalkınmanın temellerini oluşturmaktadır.
Eğitim sistemleri ile ilgili olan herkes en az 1 kere Finlandiya’nın eğitim sisteminin başarısını duymuş ve Allah allah yav hiç de beklemediğimiz bir ülke tepkisini vermiştir. O zaman gelin hep beraber Finlandiya Eğitim Sistemi‘ne bir göz atalım.
finlandiya pisa sonuclari Finlandiya Eğitim Sistemi
Finlandiya Eğitim Sistemi

Finlandiya’da Eğitim Sistemi

Eğlenerek öğrenmek eğitimin olmazsa olmazı. Öncelikle çocuklara düşük maliyetle kısa ders saatleri ve onların kendi bireysel öğrenmelerine yetecek kadar boş zaman sanırım bu eğitim sisteminin temellerini oluşturuyor. Birileri onların yerine saçma programlar ve yıllardır değişmeyen öüretim metodları geliştirmemiş ne yazık ki!

Finlandiya’da Okula Başlama Yaşı:

Zorunlu okula başlama yaşı 7. Çocuklar okula gidip gelirken yürüyerek veya bisikletleri ile gelmek zorunda.
finlandiya egitim sistemi sinav yok Finlandiya Eğitim Sistemi
Finlandiya’da Okula Başlama Yaşı

Finlandiya’da Okul Müfredatı

Esnek ve değiştirilebilir bir müfredata sahipler. Öğretmen ve öğrenciler ihtiyaçları doğrultusunda müfredata ekleme çıkarma ve değiştirme hakkına sahipler.

Not Sistemi:

Bizim ülkemizde her çocuğun korkulu rüyası notlar Finlandiya’da 8.sınıfa kadar yok. Sadece 16 yaşında ülke genelinde bir sınava tabiiler.

Ders Saati Sayısı:

Günlük ders sayıları maksimum 4 saatten oluşuyor. Gerisi çocukların zamanı.

Finlandiya’da Öğretmenler:

Ve sanırım zurnanın zırt dediği nokta burası. Finlandiya’da bütün öğretmenler yüksek lisans mezunu olmak ve üniversitede %10′luk dilimin içerisine girmiş olmak zorundalar. Ülke politikası ve kamuoyu olarak toplumun en önemli mesleği öğretmenlik.

Ev Ödevleri:

Orda çocukların okul sonrasını çantasını fırlatıp son dakikalarda alalacele yapmak zorunda oldukları ev ödevleri yok. Öğrenmenin yeri okuldur felsefesi ile öğretmenler öğrencilerin bireysel olarak seviyesini takip ediyor ve gerekliyardımı yapıyorlar.

Özel Okul:

Finlandiya eğitim sistemi özel okullara yer vermiyor. Eğitimi  ticarete dönüştürmeyecek kadar geri kalmışlar çünkü(!)

Okullar:

okullar ev ortamını aratmayacak şekilde organize ediliyor.
okullarin mimarisi finlandiya Finlandiya Eğitim Sistemi
Filandiya’da okullar

Etiketler:

29 Aralık 2017

Asperger Sendromu nedir?

Asperger sendromu, Asperger bozukluğu, sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik bozukluklardan biridir. Asperger sendromu diğer OSB’lerden dil ve bilişsel gelişimde genel bir gecikme olmamasıyla ayrılır. Her ne kadar standart tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve atipik dil kullanımına sıklıkla rastlanır.


Asperger sendromunun adı Avusturyalı çocuk doktoru Hans Asperger’den gelmektedir. Asperger, 1944 yılında, tedavi için gelen sözel olmayan iletişim becerileri eksik, yaşıtlarıyla empati kuramayan ve fiziksel olarak sakar olan çocukları tanımlamıştır. Elli yıl sonra AS Hastalıkların ve İlgili Sağlık sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması’nda (ICD-10) ve Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Sınıflandırması’nda (DSM-IV) Asperger bozukluğu olarak tanınmıştır.

AS’nin birçok yönü hakkında cevaplanmamış sorular bulunmaktadır; örneğin AS ile yüksek işlevli otizm arasındaki ayrım şüphelidir; kısmen buna bağlı olarak AS’nin prevalansı kesin olarak belirlenmemiştir. Her ne kadar araştırmalar genetik kökenli olduğunu desteklese ve beyin görüntüleme teknikleri beynin özel bölgelerinde yapısal ve işlevsel farklılıklar tespit etmiş olsa da AS’nin kesin nedeni bilinmemektedir.

Asperger sendromu için tek bir tedavi yoktur ve çeşitli müdahalelerin etkinliği yalnızca sınırlı veri ile desteklenmektedir. Müdahaleler belirtileri ve işlevselliği geliştirmeye yöneliktir. Tedavinin ana yöntemi davranışsal terapidir ve zayıf iletişim becerileri, takıntılı ya da yineleyici rutinler ve sakarlık gibi özel bozukluklar üzerine yoğunlaşır.

AS’i olan bireylerin büyük çoğunluğu farklılıklarıyla başa çıkmayı öğrenebilmektedir ama bağımsız bir yaşam sürebilmeleri için sürekli moral desteğe ve teşviğe ihtiyaçları olabilir.

Araştırmacılar ve AS’li kişiler, AS’in iyileştirilmesi gereken bir hastalık ve normalden bir sapma olduğuna dair görüşlerden uzaklaşılıp, bunun bir engellilikten çok farklılık olduğu görüşüne yakınlaşılmasını sağlamıştır.

Asperger Sendromu Dereceleri

Asperger sendromu, bireyin işlevselliğini etkileyen sosyal etkileşim ve iletişim bozuklukları ile sınırlı ve yineleyici ilgi ve davranışlarla belirtilen psikolojik durumlar spektrumu olan otistik spektrum bozukluklarından (OSB) ya da yaygın gelişimsel bozukluklardan (YGB) biridir.

Diğer psikolojik gelişimsel bozukluklar gibi ASB de bebeklik ya da çocuklukta başlar, remisyon ya da relaps göstermeksizin düzenli bir seyir izler ve beynin çeşitli sistemlerinde olgunlaşma ile ilgili değişikliklerden kaynaklanan bozukluklar içerir.

ASB, sosyal bozukluklar gibi otizme benzer kişisel özellikler gösteren ama ASB olduğu kesin olmayan geniş otizm fenotipinin bir alt kümesidir Diğer OSB türlerinden otizm belirtileri ve olası nedenleriyle AS’ye en benzer olanıdır ama tanısı iletişim bozuklukları ve bilişimsel gelişmede gecikmeler gerektirir.

Rett sendromu ve çocukluğun dezintegratif bozukluğu otizm ile çeşitli belirtileri paylaşır ama ilgisiz nedenleri olabilir; ve başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk (YGB-BTA) ise ölçütler daha belirgin bir bozukluğu göstermediğinde teşhis edilir.

AS ile yüksek işlevli otizmin örtüşen yönleri (yüksek işlevli otizm zekâ geriliği olmayan otizmdir) tam olarak belirli değildir. OSB’nin güncel sınıflandırması, durumların gerçek doğasını yansıtmıyor olabilir.

Asperger Sendromu – Asperger’s Syndrome

Asperger sendromu, otistik gurubun bir Bölümü olan bir özürdür. Bu genelde, gurubun daha ”yüksek” tarafında yer aldığı düşünülen kişilere uygun bir tanıdır.

Guruptaki daha başka tanılar, otizim ve yüksek fonksiyonlu otizmdir. Asperger sendromu ve yüksek fonksiyonlu otisim genelde birbirinin yerine kullanırlar. Asperger sendromu herşeyi etkileyen bir gelişme bozukluğu (PDD Pervasive development disorder) (HEGB) olarak sınıflandırılmıştır: bu da hayatın her yönünü etkilediği anlamına gelir.

John’un hikayesi
İnsanlar John’la karşılaştıkları zaman, onun bazı problemleri olduğunu fark edemeyebilirler. John, herkes gibi okula gitmeyi çok istiyordu ve olaylara katılamadığı için de çok hayal kırıklığına uğradı. Hiçbir zaman takımlara seçilemiyordu, ve bahçede oynarken diğer çocuklara katılamıyordu. Ancak, matematik ve bilgisayarda çok iyiydi, ve arkadaşlarını, şakaları hatırlamadaki mükemmel hafızasıyla eğlendirebildiğini keşfetti.

18 yaşına geldiğinde John’a Asperger sendromu tanısı kondu. Daha sonra ise disleksiya ile tanımlandı, aynı zamanda depresyon da geçiriyordu.

Yetişkinliğe adım atarken, GCSE ve A-level (mezuniyet) notlarının çok iyi olmasına rağmen, özel bir destek sağlanana kadar, üniversite hayatıyla baş etmekte çok zorlandı. Mülakat teknikleri ve gününü organize etmekte, özel destek görene kadar, iş bulmakta çok zorlandı, bu destek ona birçok kapıyı açtı. İş verenleri onun çok çalışkan ve detaylara dikkat eden birisi olduğunu düşünüyorlar.

Jane’nin hikayesi
Jane’in okulda çok arkadaşı yoktu ve okul bahçesinde oynanan hayali oyunları anlayamıyordu. Başkalarının düşündüğü ama söylemediği şeyleri söylediği için, arkadaşları ona çok kaba birisi olduğunu söylüyorlardı. Bir yetişkin olarak da dışarı çıkıp arkadaşlarla kaynaşmayı çok zor buldu, ama satıranç oynamaktan çok keyif alıyordu, eşiyle de bir satıranç kulübünde tanıştı. Kocası ve çocukları onun bir rutine bağlı kalmak istemesini ve ani değişikliklerden aşırı rahatsız olmasını anlayışla karşıladılar, ev hayatlarını da buna göre ayarladılar.

Jane bir muhasebeci olarak iş buldu, işi, iş yerinde yapısal değişiklikler olup, birçok çalışan değişene kadar çok iyi gidiyordu. Jane bunlardan aşırı derecede huzursuz oldu, ve bir doktora gitti. Doktor onu, sonunda ona asperger sendromu tanısı koyan bir pisikoloğa havale etti.

Asperger sendromu olan kişilerin ne gibi sorunları vardır?

Asperger sendromu belirsiz bir durumdur – görünmeyen bir sendrom olduğu için, bu sendromu olan kişiler, birçok kişi tarafından yanlış anlaşılmıştır. Belirsizdir, aynı zamanda tanımlanması da zordur, genellikle, ”üçlü bir eksiklik” olarak tanımlanmıştır – üçlü bir zorluklar seti.

Toplumsal ilişkilerde zorluklar

İletişimde zorluklar

Hayal gücünde zorlanmalar

Asperger sendromu, genelde özel ilgilerin olmasını ve rutin bozulduğu zaman aşırı rahatsız olmayı kapsar.

Aşağıda bu üç zorluklarla ilgili bazı deneyimler belirtilmiştir.

Toplumsal ilişkilerde zorluklar
“Bir parti yapmayı çok istiyorum ama nasıl organize edebileceğim konusunda hiçbir fikrim yok.”

”Arkadaş edinmeyi çok zor buluyorum.”

”İnsanlarla kaynaşmak doğal olmuyor, kaynaşmayı öğrenmem gerekiyor.”

”Bazan durumları ve göstergeleri yanlış anlıyoruz.”

”Sanki görünmez bir duvarın arkasındayım.”

”Reçel kavanozuna kapanmış bir arı gibi hissediyorum.”

” İlişkilerle ilgili fikirlerimi filimlerden edindim. Bu bakış açısının çok realistik olmadığını biliyorum.”

”Toplumsal konularda ip uçlarını zor algılıyorum ve hata yaptığım zaman ne yapmam gerektiğini kestiremiyorum.”

”Olaylara katılma yetimin eksikliğine çok üzülüyorum.”

”Bazen sadece bakarak başkalarının yaşını veya sosyal statüsünü anlamakta, herkesten daha fazla zorlanıyoruz.”

”Bazen bir konuşmayı devam ettirmekte zorlanıyoruz.”

”Bazen başka ülkelerden olan insanlarla anlaşmayı daha kolay buluyoruz.”

İletişimde zorluklar
”Bazen başkalarının söyledikleri şeyleri anlamakta zorluk çekiyoruz.”

” ”İki ile ikiyi toplayamıyor” gibi deyimleri anlamakta zorluk çekebiliriz.”

”Söylenenleri kelimesi kelimesine algılamaya meyilliyiz.”

”Bazan, başkalarının konuyla ilgilenmediğini fark edemeyip, bir şey hakkında durmadan konuşuruz.”

”Sıralı bir şeyler yapmakta zorlanırız, sıramızın geldiğini anlayamayız.”

”Bazan kendimizi anlatımakta zorluk çekeriz.”

”Eğer, asperger sendromunuz varsa, konuşmaları anlamak, yabancı bir dili anlamaya benzer.”

”Bazan göz teması kurmakta zorluk çekeriz ve hatta göz teması kurmak bize acı verebilir, insanlar da bizi bu yüzden yanlış anlayabilirler, dürüst olmadığımızı veya kasıntı olduğumuzu düşünebilirler.”

Hayal gücünde zorluklar
”Çoğumuz başkalarının ne hissettiğini anlamakta zorlanırız.”

”Çocuk olarak bazan, oyun bahçesinde oynanan ve hayal gücü gerektiren hikayelere veya şakalara katılamayız. Bu bazılarımızın büyürken öğrendiğimiz bir şeydir.”

”Başkalarını ne bildiğini anlamakta zorlanırız. Daha çok zorlandığımız bir alan ise başkalarını ne düşündüğünü anlamaktır.”

”Hikaye ve piyesleri anlamakta zorluk çekeriz.”

”Bazan başkalarının hissettikleriyle özdeşleşmekte zorluk çekeriz.”

”Duyguların ve yüz mimiklerinin ne ifade ettiğini anlamak bizim için çok zordur – birisi kocaman gülümsüyorsa, daha açık anlaşılır, ancak, daha az belirgin mimikleri anlamak zordur.”

”İnsanlar iletişimde ve toplumsal ilişkilerde zorluk çekenlerin sadece asperger sendromu olan kişiler olmadığını unutmamalıdırlar. Herkes bir yere kadar bunları zor bulur, ancak, asperger sendromu olan kişiler bunları daha da zor bulurlar.”

Özel ilgiler
”Bizim hayatımızı yöneten özel ilgilerimizin olması daha muhtemeldir.”

”Ben özel ilgi olan bir şeyden ayrılmam gerektiği zaman, o şeyi bırakmayı çok zor buluyorum.”

”İlgimiz olan bir alanda çalışabilmemiz veya eğitim görebilmemiz için, bazan özel ilgi duyduğumuz şeyleri geliştirebiliriz.”

”Bayraklara olan ilgimi herkes paylaşamıyor.”

”Elektirik direklerine ve nasıl yapıldıklarına bakmaktan gerçekten de çok keyif alıyorum.”

Rutinler
” Rutine yapılan değişikliklerle başa çıkmakta herkesten daha fazla zorlanabiliriz. Bu da tatile çıkmayı veya yeni bir işe girmeyi çok zorlaştırabilir.”

”Eğer, daha önceden uyarılırsam, değişiklikten o kadar da rahatsız olmam, ancak bunun aniden karşıma çıkmasındansa, haberli olarak yapılması gerekir.”

Sebepler
Asperger sendromuna neden olarak, çevresel faktörler, beyin zedelenmesi, zor doğum veya bebekken geçirilen hastalık gibi birçok sebep öne sürülmüştür. Şu anda sebebin ne olduğuna kimse kesin olarak emin olamıyor. Araştırmalar halen sürmekte, ancak, kişilerin genetik yapısının asperger sendromunda önemli rol oynadığı düşünülmektedir.

Genel yargı
Asperger sendromu kültür ve dil ayırımı gözetmez. Bu, kadınlardan çok erkekleri etkileyen bir durumdur. İnsanlar, asperger sendromu olan kadınların karşılaştıkları zorlukları görmekte zorlanabilirler.

”Asperger sendromu olan kişilerin, diğer insanlara göre, disleksik olmaları, sindirim ve akıl sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaları daha olağandır.”

Neleri iyi yaparız?
Asperger sendromu yaşamak, endişelendirici ve üzücü bir durum olabilir, ancak, bizim yapmakta iyi olduğumuz, herkesin ise yapmakta zorlandığı şeyler vardır. Birçoğumuz zekiyizdir ve IQ seviyemiz yüksektir. Aşağıda bizim guruba dahil olanların yapmakta iyi olduğu bazı şeyler verilmiştir.

”Olay ve sayıları hatırımda mükemmelşekilde tutabiliyorum – örneğin; araba plakaları ve çarpım tablosu gibi. Telefon numaralarını yazmama bile gerek yok. Şakaları, fıkraları ve hatta senoryoları hatırımda tutma yeteneğim mükemmel.”

”On yıl önce yaptığım konuşmaların detaylarına kadar mükemmel bir şekilde hatırlıyorum. (Bu da, diğer kişi bir şeyi söylediğini hatırlayamazsa, tartışmalara sebep olabilir!)”

”Çok kuvvetli bir adalet anlayışım var.”

”Bilgisayar paketleri konusunda çok yetenekliyim.”

”Yabancı dil öğrenme konusunda çok yetenekliyim.”

Bize neler yardımcı olabilir?
”İnsanlar asperger sendromu olan kişileri anlamak için çaba harcamalıdırlar.”

”Öğrenme konusunda yardıma gereksinim duyarız – örneğin, üniversitedeyken eve gelen bir yardımcı, bana bazı şeylerin nasıl yapılacağını gösterdi,”

”Deneme yoluyla öğrenebiliriz.”

”Ev içindeki şeyleri, duygularımızı ve arkadaşlığı öğrenebilmek için desteğe gereksinim duyarız.”

”İnsanlar, açık ve net bir şekilde bizimle konuşarak – yapmamız gerekenleri anlaması kolay bir şekilde anlatarak ve bu işleri yaparken bize destek olarak bize yardımcı olabilirler.”

”İş bulmak için desteğe gereksinimiz vardır. İş bulmada ve iş hayatımızı yönlendirirken aldığım destek hayatımı değiştirdi.”

”Kendi işimizi kuduğumuz zaman da desteğe gereksinim duyarız.”

”İnsanlar anlatımak iştediklerini alaya başvurmadan, açık ve net bir şekilde anlatımalıdırlar. Bize ne söylediklerini hatırlamalı ve söylediklerinde tutarlı olmalıdırlar.”

”İnsanların, durumumuzu ve bazan garip davranışlarımızı, anlayışla karşılaması ve kabul etmesi çok önemlidir. ”

”Bazan insanların bizim arkadaşlığı veya bir konuşmayı başlatamadığımızı ama bize yardımcı olurlarsa kendi şartlarımızda olaylara katılacağımızı anlamaları önemlidir.”

”Bizim için kuralların açık olması gereklidir. Toplum içinde ne yapıp yapmamamız gerektiğinin bize söylenmesi gereklidir.”

”Sıcak bir yaklaşımla, açık ve doğrudan olmanız çok yararlı olacaktır.”

”İyi yönlerimiz ve yeteneklerimiz üstünde yoğunlaşın.”

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve Özel eğitim öğretmenleriyle asperger sendromlu çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Etiketler: ,

28 Aralık 2017

Çocuğum okula gitmek istemiyor, Okul Fobisi mi yaşıyor?


Pek çok velinin ortak sorunu okul fobisi. Özellikle uzmanlara gelen en başta sorulardan birisi çocuğum okula gitmek istemiyor diyen veliler. Çocuklarda oluşan okul fobisi sebepleri tedavi etme yöntemleri nelerdir, çocuklarda okula gitmeme durumunu yaratan sonuçlar hakkında Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Uzm. Klnk. Psk. Nazende Ceren Öksüz değerli görüşlerini bizimle paylaşıyor.




Etiketler: , ,